"Visit Cunda" "Visit Cunda" projesi; Ayvalık Turizm Geliştirme ve Altyapı Hizmet Birliği (AYTUGEB) tarafından yürütülen bir sosyal kalkınma projesidir.
Cunda Büyük Tur [ 1 ] Görsel bulunmaktadır.
1- Hamidiye Cami
Cunda’da XIX. yüzyılda Osmanlı Dönemi’nde yaşayan Müslüman nüfus için yapılmış tek camii olma özelliği taşıyan Hamidiye Camii, II. Abdülhamit döneminde yapılmıştır. Kare planlı kübik gövdeli tek kubbeli bir yapıdır. Caminin minaresi, yapının kuzeybatı köşesinde, yapıdan bağımsız şekilde yükselir. Yapının orijinal minaresidir. Kübik kaideli silindirik gövdeli ve tek şerefeli bir biçime sahiptir. Eklektik bir mimari anlayışın hâkim olduğu Camii, yine de Ayvalık’ın diğer yapılarına benzer özellikleri taşırken kent dokusuyla da büyük bir uyum içindedir.
Detay
2- Despot Evi
Despot Evi sarımsak taşından 1862 yılında inşa edilmiştir. Despot, Yunanistan’ın devlet olduğu gün Rum halkının sevinçten verdiği bağışlardan çok para kazanmış ve o paraları doğum yeri olan Yunda’ya (Alibey Adası) getirmiştir. Despot, gelirken yanında getirmiş olduğu paralarla Cunda’da rahat bir yaşam sürmüştür. 1877 yılının ocak ayında eve baskın yapan hırsızlar Despot’u öldürmüşler ve evde buldukları altın gümüş kupalarla 15.000 Osmanlı lirasını da alarak kaçmışlardır. Despot’un ölümünden sonra Osmanlı Devleti Sine Kilisesinden Despot Evi’ni satın alarak Hükümet Binası olarak kullanmaya başlamıştır. Osmanlı Devletinin malı olan Despot Evi; 1921 Eylülünde “Öksüz Yurdu” olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kurtuluş savaşının kazanılması ile Rumlar bölgeden ayrılınca, mübadeleyle gelen Türkler aynı binayı hem ilkokul hem de “Öksüz Yurdu” olarak kullanmışlardır. 1980 yılında “Öksüz Yurdu” yeni binasına taşınınca Despot Evi kullanılmamaya başlanmış ve 2015 yılında Polat Şirketler Grubu (Konya) tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan 49 yıllığına satın alınmış ve plan-proje ve restorasyon çalışmalarına başlanmıştır.
Detay
3- Cunda Yöresel Ürünler Semt Pazarı
Cumartesi günleri kurulan semt pazarı oldukça küçük bir alanda olmasına rağmen, peynir, yöreye has ot, sebze ve zeytin tezgahları ile hizmet vermektedir. Bölgede üretilen sebze meyvelerden oluşan yöresel pazar otantik özelliği ile dikkat çekmektedir.
Detay
4- Taksiyarhis Kilisesi (Rahmi M. Koç Müzesi)
Kilise, Alibey (Cunda) Adası Rum Ortodoks (Moschonese) cemaati tarafından, 1873 yılında, eski temelleri üzerine Anakent (Metropol) Kilisesi olarak inşa edilmiştir. Bu yıllarda, Ada'nın çoğunluğu Rum olan nüfusu 8.000-10.000 civarındaydı. Kilise, 'Taksiyarhis'e, yani Koruyucu Baş Melekler Cebrail ve Mikhail'e atfedilmiştir. Halen Ada'nın en önemli anıt yapısını teşkil etmektedir. 1927-1928 yıllarında, kilise binası, minaresiz bir camiye çevrilmiştir. Bu sırada ikonostas sökülmüş ve tasvirlerin üstü boyanmıştır. 1944 depreminde hasar gören bina terk edilmiştir. Zaman aşımına ve insan tahribatına uğrayan anıtsal bina, bakımsız kalmış ve yıpranmıştır. 02.05.2011 tarihli Vakıflar Meclisi kararı ile Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından restorasyonu yapılmış ve ziyarete açılmıştır.
Detay
5- Taş Kahve
Taş Kahvenin tarihi hikayesi Osmanlı İmparatorluğunun uzak adasında, yani Girit’te, Adile’den doğma Nuri oğlu mübadil Giritli Hüseyin Bey ile başlamaktadır. 1912-1922 yılları Balkanlarda, Ege Adalarında ve Anadolu’da büyük acıların yaşandığı yıllardır. Yunanistan’da yerleşik Müslümanlarla Türkiye’de yerleşik Ortodoks Rumların zorunlu göçünü öngören Mübadele Sözleşmesi; 1922 yılında Lozan Barış Konferansı’nın ardından uygulamaya konulmuş ve iki milyon civarında insan yurtlarından kopartılarak, yeni yerleşim bölgelerinde yaşamaya mecbur edilmiştir. Hüseyin bey’de bu mübadelede Girit’ten ayrılarak Cunda’ya yerleşmiştir. 1927 yılında Giritli Hüseyin Bey şimdiki “Taş Kahve”yi satın almıştır. Günümüzde “Taş Kahve”; oğul Ali Barış ve ailesi ile birlikte “Dededen-toruna” uzanan bir tarihi miras anlayışıyla işletilmektedir. Taş Kahve, inşasında kullanılan doğal sarımsak taşı, taş işçiliği, yüksek tavanı ve kolonsuz inşası ile dönemin en güzel mimari örneklerinden biridir.
Detay
6- Cunda Hediyelik Eşya Reyonları
Küçük atölyelerde usta ellerden çıkan birbirinden farklı yöreye özgü (özellikle seramik ve deniz ürünlerinden oluşan midye kabukları vb ürünler) birçok obje Cunda merkezdeki eski, dar ve nostaljik sokak aralarındaki tezgahlarda yeni sahiplerini beklemektedir.
Detay
7- Bortaçina Cafe
Cunda’da ilk yel değirmenleri 1600-1650 yılları arasında inşa edilmiştir. Bortaçina firması tarafından (Bozcada) 2002 yılında satın alınan ve ufak restorasyonlarla günümüze kazandırılan yel değirmeni 500 yıllık bir tarihi geçmişe sahiptir. Bölgede önceki yüzyıllarda yapılan ve kendi örnekleri içinde en korunaklı olarak günümüze taşınan değirmen içinde ilave bir asma kat yapılmış ve çatısı bakır levhalarla onarılmıştır. Değirmenin dışındaki özgün mimari korunmuştur. Değirmen içinde yer alan öğütücü taş orijinal ve fonksiyoneldir. Firma; değirmeni kafeterya ve şarap evi olarak kullanmaktadır. Şirketin aynı zamanda Bozcaada’da yut içi ve yurt dışı piyasalara ürettiği yöresel bir şarap fabrikası da vardır.
Detay
8- Cunda Kültür Merkezi
Cunda Adası'nda 1873 yılında inşa edilmiş okul, 49 yıl boyunca eğitime devam etmiştir. Ardından kaderine terk edilen bina Ayvalık Belediyesi tarafından restore edilerek kültür merkezi haline getirilmiştir.
Detay
9- Agia Triyada Kilisesi
1865 yılında inşa edilmiş olan Agia Triyada kilisesi, adada inşa edilen ilk kilisedir. 1922 yılına kadar ibadete açık olan kilise, mübadeleden sonra kendi kaderine terk edilmiştir, üç duvarı halen ayakta olan kilisenin süslemeleri tamamen tahrip olmuştur. Agia Triyada Kilisesinin inşasında ağırlıklı olarak yöresel taşlar, belirli bölümlerde sarımsak taşı, köşelerde ise Nasos kalıntılarından getirilen büyük blok taşlar kullanılmıştır. Günümüzde mevcut olmayan çan kulesi ise kiliseden sonra inşa edilmiş olup çok yüksek değildi. Üç duvarı ayakta olan kilisenin iç süslemeleri tamamen tahrip olmuş durumdadır.
Detay
10- Sevim ve Nejdet Kent Kitaplığı
Patrik Teodosios zamanında İstanbul'daki Fener Rum Patrikhanesi'ne bağlanan manastırın ana kilisesi kuzeybatı kısmında bulunmaktadır. Bu Şapel de mimarisiyle manastırın vazgeçilmez bir parçasıdır. Aynı zamanda buradaki kitaplığı 1835 senesinden itibaren zenginleşmeye başlamış, dini kitaplar yanında 17. ve 18. Asrın kilise hukuku hakkındaki yayınlarıyla da ün salmıştır.1924 yılında yaşanan mübadele (zorunlu göç) sonrası Şapel zamanla tahrip olmuştur. Şapelin batı tarafında olduğu söylenen ve büyük bir olasılıkla manastıra un sağlayan değirmenden geriye kalan ise sadece temel taşlarıydı. Yıllar yılı harap bir şekilde kalan değirmen ve kilise; Rahmi M. Koç'un kültür varlığı olan bu eski eserlerin kurtarılmasına yönelik girişimleri, maddi-manevi katkıları ile restore edilmiş ve böylelikle Alibey Adası 07.08.2007 tarihinde önemli bir kitaplığa kavuşturulmuştur. Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı bünyesinde hizmet verecek olan bu kitaplığa; ilerleyen yaşı nedeni ile göz sağlığı bozulan, "Göremediğime değil, okuyamadığıma üzülüyorum." diyen Emekli Büyükelçi Necdet Kent'in ve eşinin ismi verilmiştir. Necdet Kent'in oğlu Muhtar Kent, merhum babasından kalma bin üç yüzü aşkın kitabı bu kitaplığa bağışlamıştır.
Detay